Psoriasis ve Beslenme İlişkisi
PDF
Atıf
Paylaş
Talep
Derleme
CİLT: 9 SAYI: 2
P: 81 - 85
Haziran 2015

Psoriasis ve Beslenme İlişkisi

Turk J Dermatol 2015;9(2):81-85
1. Trakya Üniversitesi Saglik Bilimleri Fakültesi, Beslenme Ve Diyetetik Bölümü,\R\Nedirne, Türkiye
2. Gazi Üniversitesi Saglik Bilimleri Fakültesi, Beslenme Ve Diyetetik Bölümü,\R\Nankara, Türkiye
Bilgi mevcut değil.
Bilgi mevcut değil
Alındığı Tarih: 13.03.2015
Kabul Tarihi: 16.03.2015
PDF
Atıf
Paylaş
Talep

ÖZET

Psoriasis, genetik ve çevresel faktörlerden etkilenen karmaşık kronik inflamatuvar bir hastalıktır. Beslenme durumu ve günlük tüketilen diyetin içeriği psoriasisin etyoloji ve patogenezisinde rol oynamaktadır. Enerjisi düşük, doymuş yağ asitlerinden fakir, çoklu doymamış yağ asitlerinden zengin diyetlerin psoriasis tedavisinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Özellikle n-3 doymamış yağ asitlerinden zengin ve vejetaryen diyetle beslenen bireylerde klinik bulgular daha hafif seyretmekte ve iyileşme görülmektedir. Ayrıca A, D vitaminleri ve reseptörleri derideki immünomodülatör görevleri sayesinde keratinositlerin proliferasyonunu baskılayarak antienflamatuvar etki göstermektedirler. D vitamini yetersizliği sık görüldüğü psoriasisli hastalarda D vitamin düzeyleri değerlendirilmelidir. Takviye edildikleri durumlarda ise yan etkileri açısından takip edilmelidir. Antioksidan reaksiyonlarda görev alan bakır, çinko, demir vb. mineraller ile karotenoidler, flavonoidler gibi antioksidan bileşiklerin tüketim düzeyleri izlenmelidir. Oksidatif stresin engellenmesi veya azaltılması için besin çeşitliliği sağlanarak taze sebze ve meyve tüketimi önerilmelidir. Psoriasisli hastaların selenyum seviyelerinin düşük olduğu ancak selenyum tek başına değil, kombine antioksidan tedavisiyle beraber kullanıldığında hastalığın klinik seyrinde yararlı olabileceği bildirilmektedir. Alkol tüketimi psoriasiste beslenme ve prognozu olumsuz etkilemekte ve sakınılması gerekmektedir. Sonuçta hastalığın başlangıç aşamasından itibaren bireyler takip edilmeli ve koruyucu önlemler alınmalıdır. Ağırlık denetimlerinin kontrol altında tutulduğu, bireye özgü ve besin çeşitliliği olan yeterli ve dengeli beslenme programları düzenlenmelidir.

Anahtar Kelimeler:
Psoriasis, beslenme tedavisi, yag asitleri, antioksidan, vitamin, mineral

Giriş

Günümüzde psoriasis; çevresel ve genetik bileşenleri içeren deri, saçlı deri, tırnak ve eklemlerin etkilendiği, ataklar ve remisyonlarla seyreden karmaşık kronik inflamatuvar sistemik bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Psoriasisin dünyada görülme sıklığı %1-4,8 iken, Türkiye’de tüm dermatolojik hastalıkların %1,3’ünü oluşturduğu bilinmektedir. Genetik yatkınlığın yanında fiziksel travma, enfeksiyonlar, stres, ilaçlar, alkol ve sigara kullanımı tetikleyici faktörler arasındadır (1,2).

Son yıllarda psoriasis hastalığının beslenmeyle olan ilişkisi ve fonksiyonel besinlerin hastalıklar üzerindeki etkileri bu alana olan ilginin artmasına neden olmuştur. Yapılan bir çalışmada yetersiz ve dengesiz beslenen psoriasisli hastalara sağlıklı beslenme önerileri verilmiş ve iki yıl sonra hastaların %88’inde plaklarda azalma ve eritemlerde önemli derecede klinik iyileşme görüldüğü saptanmıştır. Hastaların günlük tükettikleri enerji ve besin öğeleri miktarları, öğün ve çalışma düzenine dikkat etmemesi hastalık seyrinin kötüleşmesine zemin hazırladığı ve yaşam kalitesini olumsuz etkileceği sonucuna varılmıştır (3). Psoriasisli hastaları ve sağlıklı bireyler üzerinde yapılan başka bir çalışmada, hasta grubunun sağlıklı bireylere göre günlük enerji, karbonhidrat, kolesterol (sadece kadınlarda), posa, çoklu doymamış yağ asitleri, potasyum, kalsiyum, magnezyum alımları düşük ve protein, toplam yağ, doymuş yağ asitleri, sodyum, demir ve E vitamini tüketimleri yüksek bulunmuştur. Psoriasis Alan ve Şiddet İndeksi (PAŞİ, Psoriasis Area and Severity Index) skorları sadece kadın hastalarda toplam yağ asitleri ve özellikle tekli doymamış yağ asitleri tüketimleri ile ilişkilidir (4). Psoriasis ve diyet arasındaki ilişkiyi değerlendirmek üzere yapılan çalışmalarda yüksek miktarda posa (5), vitamin A ve α-karoten, havuç, domates gibi taze sebze ve meyve ile β-karoten alımı olan bireylerde psoriasis riskinin düşük olduğu ifade edilmiştir (6).

Psoriasis ve Beslenme İlişkisi

Çoklu Doymamış Yağ Asitleri ve Balık Yağı

Diyetlerinde daha çok n-3 doymamış yağ asitleri bulunan Japonlar, Norveçliler ve Eskimolarda psoriasis görülme sıklığı düşüktür. Buna karşın bitki ve hayvan yağları yani n-6 yağ asitlerinden zengin beslenen bireylerde psoriasis daha sık görülmektedir (7). Araşidonik asit (AA), vücudumuzda prostaglandin 2 (PGE) ve lökotrien 4’e (LTB) dönüşürken, eikosapentaenoik asitten (EPA) türeyen eikosonoidler PGE3 ve LTB5 oluşmaktadırlar. EPA’dan türeyen eikosonoidler PGE3 ve LTB5 ve AA’dan türeyen PGE2 ve LTB4 inflamasyon açısından farklı özelliklere sahiptirler. AA’dan türeyen eikosonidler inflamatuvar sürecini alevlendirirken, EPA’dan türeyen eikosonidler anti-inflamatuvar özellik göstermektedirler (8). Psoriatik lezyonlarda, birçok inflamatuvar ve otoimmün hastalıklarda AA’dan türeyen eikosonoidlerin aşırı üretiminin yanında psoriasisli hastalarının deri ve eritrosit membranlarında AA ve LTB4 konsantrasyonun yükselmiş olduğu saptanmıştır. Diyette n-3 yağ asitlerine daha çok yer verilmesiyle membranlardaki fosfolipitlerde AA yerine n-3 yağ asitlerinin geçmesi ile EPA, AA’nın PGE2 ve LTB4’e dönüşme aşamasında yarışarak inhibitör olarak hareket ettiği tespit edilmiştir. Böylece EPA’dan zengin diyetin psoriasiste anti-inflamatuvar etki gösterdiği ifade edilmektedir (9). Vejetaryen diyetlerde AA’nın düşük düzeyde alınmasıyla LTB4 sentezi azalmakta ve bununla beraber inflamasyon hafiflemektedir. Bu mekanizmaların çok iyi bilinmesine rağmen, çalışmaların kısa süreli olması nedeniyle psoriasis hastalığında n-3 yağ asitleri ile tedavi sonuçları tutarsızlık göstermektedir. Yapılan bir çalışmada psoriasisli hastalara ilk dört hafta 170 g/gün az yağlı beyaz balık, ikinci altı haftalık dönemde 170 g/gün yağlı balık tüketimi sağlanmıştır. Yağlı balık tüketilen dönemde hastaların klinik belirtilerinde hafif derecede iyileşme saptanırken, az yağlı balık tüketilen dönemde bir gelişme gözlenmemiştir. Aynı zamanda yağlı balık tüketilen dönemde hastaların plazma EPA konsantrasyonlarının da arttığı tespit edilmiştir. Uskumru, sardalya, somon, sardunya, tütsülenmiş ve taze ringa balıkları gibi yağlı balıkları günlük diyette tüketiminin psoriasis tedavisinde adjuvant tedavi olarak faydalı olacağı sonucuna varılmıştır (10). Kontrol grubu oluşturulmadan yapılan diğer çalışmalarda psoriasisli hastalara günlük 2-12 g kadar n-3 doymamış yağ asitleri, EPA/DHA veya balık yağı ile takviye yapılması hastalık şiddetini azaltabileceği bildirilmektedir (11). Benzer pozitif etki n-3 ve n-6 doymamış yağ asitleri kombinasyonunda da gözlenmiştir (12,13).

Balık yağı ile olumlu sonuçlar elde edilen çalışmalara karşın bazı çalışmalarda balık yağının bu olumlu etkisinin olmadığı bildirilmektedir. Yapılan bir çalışmada sekiz hafta boyunca on üç hastaya 1,8 g/gün EPA içeren balık yağı ve on dört hastaya zeytinyağı verilmiştir. EPA verilen grupta serum fosfolipitlerinde artış görülürken, klinik parametrelerinden eritem, infiltrasyon, deskumasyon, hastalığın vücudu kaplama alanı, PAŞİ ve sübjektif skorlarında anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır (14). Yapılan bir çiftkör çalışmada n-3 yağ asitlerinden zengin balık yağı ve n-6 yağ asitlerinden zengin yağ ile yapılan kombine tedavi sonrasında kronik stabil plaklı psoriasisli hastaların klinik bulgularında hiçbir değişiklik görülmemiştir (15). Ancak n-3 yağ asitleriyle takviye yapılması karışık ve bazı olumsuz sonuçlara rağmen akut inflamatuvar hastalıklarda parenteral yolla uygulanması psoriasiste olumlu gelişmelere yol açabileceği ifade edilmektedir. Guttat psoriasisli hastalara 10 gün boyunca günlük 2,1 g EPA ve 21 g DHA veya n-6 yağ asitleri içeren solüsyonları verildiği başka bir çalışma yapılmıştır. EPA ve DHA alan grubun klinik ve sübjektif skorları önemli derecede azalmıştır (16). Mayser ve ark. yaptığı çift kör, randomize, çok merkezli çalışmada; 83 kronik plak tipi psoriasisli hastaya 4,2 g/gün EPA ve 4,2 g/gün DHA ile n-6 yağ asidi içeren emülsiyon uygulanmış ve 14 gün sonrasında her iki grubun PAŞİ skorlarında önemli derecede azalma olduğu ifade edilmiştir (17).

N-3 yağ asidlerinin oral yolla değil, hızlı infüzyonla idamesi daha etkili olduğu, aynı zamanda n-6 yağ asitlerinin tedaviye eklenmesiyle psoriasisli hastalarda iyileşme düzeyinin de çok yüksek olmadığı ifade edilmektedir (16). Hafif derecedeki bu iyileşmenin, kombine tedavilerinin hücre membran fosfolipidlerindeki doymamış yağ asitleri düzeylerinin düşük olması ve yüksek dozda linoleik asitin LTB4 üretimini baskılamasından kaynaklanabileceği belirtilmektedir (18). Bu sonuçlar n-3 yağ asitlerininin takviye ve diyetteki tüketim oranının arttırılması psoriasis tedavisinde etkili olabileceği sonucunu ifade etmektedir.

A Vitamini

A vitamini türevlerinin topikal ve sistemik uygulamaları psoriasis tedavisinde etkili olabileceği ifade edilmektedir. Retinoid reseptörler aracılığıyla retinoidler keratinositlerin hiperproliferasyonunu baskılarken, termal farklılaşmayı uyarabilmektedir (19). Psoriasisli hastaların serum A vitamini düzeylerini irdeleyen çalışmaların sonuçları ise çelişkilidir. Püstülar, eritrodermik veya yaygın aktif ve aktif olmayan psoriasisli hastalarda serum A vitamini düzeylerinin düşük olduğu rapor edilmektedir (20-22). Saurat’ın sağlıklı bireyler ve psoriasisli hastaların A vitamini seviyelerini karşılaştırdığı çalışmasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (23). Ancak psoriatik derideki A vitamini metabolizması anormal olduğu saptanmıştır. Topikal ve sistemik A vitamini analoglarının etkinlikleri çok iyi bilinmesine rağmen saçlarının dökülmesi, hipertriglisedimi, hiperostozis, doku kalsifikasyonu, kserosiz ve teratojenik yan etkileri geniş çapta kullanılmasını engellemektedir (19). Psoriasiste oksidatif stresin oluşması ve serbest radikallerin artışı inflamatuvar mekanizmaların harekete geçirmektedir. Psoriasis tedavisinde taze meyve ve sebzelerin tüketilmesiyle yüksek düzeyde karotenoid, flavonoid ve C vitamininin alımının yararlı olabileceği ifade edilmektedir (24).

D Vitamini

Psoriasis tedavisinde D vitamininin topikal uygulaması çok önemli olmasına rağmen mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. İn vitro çalışmalarda 1,25 (OH)2 D3 vitamininin gereksinimden yüksek dozlarda kullanılması, keratinositlerin proliferasyonunu inhibe ettiği tespit edilmiştir (19). Orta ve şiddetli düzeyde 17 psoriasisli hastaya başlangıç dozu olarak 0,25 µg/gün D vitamini verilmiş ve üriner kalsiyum düzeylerinin normal kaldığı sürece günlük doz arttırılmıştır. Hastaların 14’ünde önemli derecede psoriasisten temizlenme olduğu halde, diğer hastaların bu tedaviden yarar görmedikleri saptanmıştır (25). Bir diğer altı aylık pilot çalışmada; psoriasis artriti olan on hastaya 2 µg/gün 1,25 (OH)2 D3 vitamininin verilmesiyle eklem yerlerindeki hassasiyetlerinde en az orta derecede iyileşme olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmadaki 9 hastada gözle görülür düzeyde plak ölçülerinde azalma görülürken, diğer hastada plakların kötüleştiğini saptanmıştır (26). Buna benzer başka bir çalışmada sekiz hastanın sadece ikisinde, az-orta düzeyde plak iyileşmesi gözlemlenmiştir (27). Randomize, plasebolu, çift kör yapılan bir diğer çalışmada ise 41 hastaya 12 hafta boyunca 1 µg/gün 1(OH) D3 vitamininin verilmiş ve PAŞİ skorlarında bir farklılık bulunamamıştır (28). Hastalarda D vitamini takviyesinin farklı etkileri ise; D vitamin reseptörü (VDR) için mRNA’nın çeşitli varyasyonlarının bulunması ve farklı VDR gen allellerinden kaynaklanabileceği ifade edilmektedir (29).

Amerika ve Avrupa’da D vitamini yetersizliği prevelansının yüksek olması ve psoriasisli hastaların D vitaminin düzeylerine ilişkin verilere değinilmemiş olması dikkat çekicidir (30). Psoriasis artritli hastalar ve sağlıklı bireylerin incelendiği bir başka çalışmada yaz aylarında psoriasisli hastalarda D vitamini yetersizlik oranı %57,8 iken, bu oran kış aylarında %80,9’a ulaştığı tespit edilmiştir (31). Ancak psoriasisli hastaların D vitamin düzeylerini belirten daha fazla çalışmalara ihtiyaç vardır. Yüksek dozlarda oral D vitamini takviyesinin yan etkilerine rağmen, D vitamini yetersizliği olan hastalarda idame edilmesi yararlı olabileceği bildirilmektedir (32).

Folik Asit

Psoriasisli hastalara uygulanan folik asit tedavisinin etkisi çok iyi bilinmemektedir. Ancak kontrol grubuna göre psoriasisli hastaların eritrositlerinde yüksek homosistein ve düşük folat düzeyleri tespit edilmiştir (33). Brazzelli ve ark.’nın psoriasisli hastalar ve sağlıklı bireylerin homosistein ve folat düzeyleri kıyaslandıkları çalışmalarında psoriasisli hastalarda homosistein düzeyleri yüksek, folat düzeyleri düşük olduğu gözlenmiştir (34). Fakat homosistein ve PAŞİ skorları arasında korelasyon tespit edilmemiştir. Bir başka çalışmada psoriasisli hastalar ve sağlıklı bireyde folik asit ve homosistein düzeylerinde anlamlı bir fark bulunmazken, homosistein ile PAŞİ skorları arasında korelasyon olduğu saptanmıştır. Obez psoriasisli hastalarda homosistein düzeylerinde yükselme ve folat düzeylerinde azalma olduğu da ifade edilmiştir (35). Folik asit tedavisi maliyet ve yarar açısından değerlendirilmeli ve özellikle folik asitle zenginleştirilmiş besin tüketen bireylerde dikkatli olunmasında fayda vardır. Aşırı alım düzeyi farklı yan etkilere neden olabilir (11).

Mineraller

Hastalık durumlarında hücrelerde oksidatif stres ve ardından reaktif oksijen türleri artmaktadır. Yetersiz antioksidan bileşiklerinin tüketimi ve gereksinimin artması psoriasis şiddeti ile ilişkili olabileceği ifade edilmektedir. Demir, çinko ve bakır içeren metalloproteinler, psoriatik lezyonlarda reaktif oksijen türlerinin katalizlenmelerini ve zararlı etkilerini azaltmaktadır. Deri keratinosit proliferasyonun artmasının yanında serum ve deri lezyonlarında bakır ve seruloplazmin düzeylerindeki artış psoriasis şiddetinde bir gösterge olabileceği saptanmıştır (36). Elli psoriasisli ve 50 sağlıklı bireyin malondialdehit (MDA), superoksid dismutaz (SOD), A ve E vitaminleri, çinko ve bakır düzeylerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada hasta grubunun kontrol grubuna göre serum MDA ve bakır düzeylerinde artış ve SOD, A ve E vitaminleriyle çinko düzeylerinde azalma olduğu tespit edilmiştir. MDA düzeyinin yükselmesiyle lipidlerin peroksidasyonunda artış ve psorasisin ptogenezisinde etkili olduğu bildirilmiştir. Ayrıca SOD’un superoksid radikalleri yüksek ve MDA metabolitlerin düşük düzeyde oluştuğu tespit edilmiştir. Bu mekanizma da E ve A vitaminleriyle çinkonun hücre membranını serbest radikallerden korumak için kullanıldığı ve azaldığı, bakırın ise yüksek düzeyde olmasının nedeni inflamasyona eşlik etmesinden dolayı kaynaklanabileceği sonucuna varılmıştır (37). Bir başka çalışmada ise hafif düzeyde psoriasisli hastalarda serum K, P, Cu ve Mg ve şiddetli düzeyde psoriasisli hastalarda P, Cu, Mg düzeylerinde artış, orta ve şiddetli psoriasisli hastalarda Fe ve S düzeylerinde azalma saptanmıştır (38). Yeni tanı konulmuş 25 psoriasisli hasta ve 25 sağlıklı bireylerin serum E vitamini ile Cu, Ca ve P düzeyleri değerlendirildiği bir başka çalışmada, hastaların sağlıklı bireylere göre E vitamini, Cu, Ca düzeylerinin düşük ve P düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir (39). Çinko takviyesi yapılan başka bir çalışmada PAŞİ skorlarında azalma olmadığı ifade edilmiştir (40).

Düşük veya yüksek dozda selenyum alımı, DNA sentezini inhibe etmekte ve hücresel proliferasyonu uyarmaktadır. Ancak selenyumun ultraviyole A ve B ışınlarından koruma, antioksidan ve antiinflamatuvar etkisi de bilinmektedir. Derideki antioksidan bariyerin bozulması psoriatik plaklarda serbest oksijen radikallerinin artmasına neden olabilmektedir. Deri inflamatuvar hastalıklarında düşük selenyum düzeyleri, selenyuma bağımlı enzim aktiviteleri baskılanmaktadır. Selenoproteinlerden selenometionin retiküler dermisteki psoriatik plaklarda CD4+ hücrelerinin sayısını arttırarak immünolojik mekanizmaları etkilemekte, selenit ve seleosistein pro-oksidan katalitik aktivitesiyle keratinositlerde apoptosize neden olabilmektedir. Bu nedenlerden dolayı psoriasiste selenyum ve glutatiyon peroksidaz aktivite düzeyleri önemli yer tutmaktadır (41).

Glutatiyon peroksidaz aktivitesi düşük olan bireylerde 8 hafta boyunca selenyum ve E vitamin takviyesi yapıldığı bir çalışmada, altıncı haftadan sonra glutatiyon peroksidaz aktivitesi artmıştır. Bu çalışmaya glutation peroksidaz aktivitesi düşük olan psoriasisli hastalar da katılmış ve selenyum ile E vitamininin deri lezyonlarına etkisi belirsiz olduğu ifade edilmiştir (42). Sağlıklı bireyler ve psoriasisli hastaların plazma selenyum ve glutatiyon peroksidaz aktiviteleri kıyaslandığı başka bir çalışmada; hasta grubunda plazma selenyum ve glutatiyon peroksidaz aktivitelerinin daha düşük olduğu ve psoriasis hastalık süresi uzun olan hastalarda bu durumun daha da şiddetli olduğu tespit edilmiştir (41,43). Hastalık süresi 3 yıldan fazla olan psoriasisli hastaların, sağlıklı bireylere göre selenyum düzeyleri önemli derecede düşük olduğu bulunmuştur. Tek başına selenyum takviyesinin etkili olmadığı ve ek olarak antioksidan takviyesiyle daha iyi sonuçların elde edilebileceği ifade edilmiştir. Selenyum (48 µg/g), koenzim Q10 (50 mg/g), E vitamininin (doğal form-α-tokoferol 50 mg/g) kombinasyonu ile plasebo olarak soya lesitinin verildiği başka bir çalışmada şiddetli düzeyde eritrodermik ve artropatik psoriasisli hastalarda hızlı klinik iyileşme saptanmıştır (44). Çift kör, plasebo kontrollü çalışmada ise selenyum yetersizliği olan orta-şiddetli düzeyde plak tipi psoriasisli hastalara 12 hafta boyunca selenyum ve E vitamini takviyesi yapıldığında plazma E vitamini, selenyum ve glutatiyon persoksidaz aktivitesi düzeyleri önemli derecede artmış, fakat hastaların klinik durumlarında bir değişiklik olmadığı tespit edilmiştir (42).

Selenyumunun topikal uygulaması daha yararlı sonuçlar gösterdiği bildirilirken (45), psoriasisli hastalarda selenyum seviyeleri düşük olduğu ifade edilmektedir (42). Tek başına değil, kombine antioksidan tedavisinin şiddetli düzeyde atropatik veya eritrodermik psoriasisli hastalarda yararlı olabileceği bildirilmektedir (45).

Alkol

Yetersiz ve dengesiz beslenmenin yanında alkol kullanımı psoriasisin gelişme riskini arttırması, başka hastalıklara zemin hazırlaması veya hastalık prognozunu etkilemesi gibi konular henüz net açıklanamamaktadır. Ancak ailesinde psoriasis öyküsü olan erkek bireylerde alkol kullanımı psoriasis için zemin oluşturduğu, alkol kullanımı bu hastalarda daha yüksek oranda gözlendiği ve prognozu kötüleştirdiği bildirilmektedir (46). Özellikle kadınlarda kapladığı vücut yüzeyini ve hastalık şiddetini de arttırabileceği ifade edilmektedir. Alkol kullanımı aynı zamanda tedavi sürecini etkilemekte ve tedavi direncinin oluşmasına neden olmaktadır (47). Zira alkol histamin salınımını uyararak derideki lezyonları alevlendirebilmektedir. Ayrıca alkol alımıyla birlikte genellikle yağlı yiyeceklerin tüketimi artmakta, sebze ve meyve tüketimi azalmaktadır. Psoriasisli hastalarda vitamin, mineral ile antioksidan alımının azalması, vücut yağ kütlesinin artması nedeniyle alkol tüketiminin azaltılması veya engellenmesi yararlı olabilir (11).

Sonuç ve Öneriler

Yüksek miktarda sebze ve meyve içeren diyetlerle beslenen bireylerde psoriasis prevelansının düşük olduğu ifade edilmektedir. Günlük olarak taze sebze ve meyve tüketimiyle karatenoidler, flavonoidler, C vitamini gibi antioksidan bileşen alımı artmakta ve oksidatif stres kontrolü ile antioksidan savunma artmaktadır. Antioksidan etkiye sahip A, E ve C vitaminlerinin düzeyleri psoriasisli hastalarda düşük bulunmuştur. Bu nedenle yeterli ve dengeli beslenme açısından hastaların takibi çok önemlidir. Ayrıca antioksidan etkisi olan selenyumun tek başına değil, diğer antioksidan bileşiklerle alımı desteklenmesi ve özellikle Cu, Ca, Fe, Mg, Zn gibi minerallerin günlük alım ve vücuttaki düzeylerinin izlenmesinde yarar vardır. Özellikle n-3 doymamış yağ asitlerinden zengin ve vejetaryen diyetle beslenen bireylerde klinik bulgular daha hafif seyretmekte ve iyileşme görülmektedir. Aynı zamanda vejetaryen diyetlerde araşidonik asit alım düzeyi düşük olup, inflamatuvar eikosonoidlerin oluşumu da daha düşük düzeyde gerçekleşmektedir. Ayrıca tüm toplumlarda D vitamini yetersizlikleri sık görülmektedir. Psoriasisli hastalar D vitamini düzeyleri açısından değerlendirilmeli, takviye durumunda komplikasyonlar açısından takip edilmelidirler. Alkol tüketimi ise, hem bireyin beslenme durumunu hem de hastalığın prognozunu olumsuz etkilemektedir.

Sonuç olarak psoriasisli hastaların beslenme durumlarını irdeleyen antropometrik ölçümler, beslenme alışkanlıkları, günlük enerji ve besin öğesi tüketim durumlarına yönelik kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Öncelikli olarak psoriasisli hastaların beslenme durumu tespiti için antropometrik ölçümler, besin tüketim kayıtları, hastalık ve beslenme öyküsü alınmalı ve rutin kontrollerle beslenme durumları takip edilmelidir. Hastaların ağırlık kontrolü sağlayacak yeterli ve dengeli beslenme programları düzenlenmelidir. Aynı zamanda bu beslenme programları bireylerin yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite, beslenme alışakanlıklarının yanında psoriasis türü ve şiddeti, yandaş hastalıklar gibi etkenler gözeterek planlanmalıdır. Hastaların belirli aralıklarla takibi hastalık şiddetinin azaltılması, komplikasyonların önlenmesi ve hastalığın iyileşme sürecine katkı sağlayabilir.